Wilco Van Herpen İle Türkiye Keşfi

Keşif, fotoğraf ve lezzetli yemekler deyince akla gelen isim: Wilco Van Herpen. Türkiye’de gizli kalmış, lezzetli yemekleri nerede yiyeceğinizi bilmiyor musunuz? Wilco, sunduğu programlarda bunları esprili, sanatçı ve çevreci olarak anlatmaya devam ediyor. Türkiye’nin lezzet ve kültürel zenginliklerini, tüm ayrıntılarıyla izleyenlerle buluşturan Wilco Van Herpen ile sıcacık bir röportaj hazırladık.   1. Sizi herkes çok seviyor,Wilco Van Herpen’in hikayesini sizden dinleyebilir miyiz? Benim hikayem Amsterdam’da başladı. Renkli ve keyifli bir çocukluk dönemim oldu. Babam aşçıydı. 14 yaşımdayken at binmeyi öğrendim ve şarap yapma deneyimi yaşadım. Eğitimimi aldıktan sonra bir otelde aşçı olarak mesleğimi sürdürdüm. Daha sonra sabit kalmak istediğimden emin olamadım. Çünkü çalıştığım yerin çok yakınında bir hava alanı vardı ve insanların sürekli seyahat ettiklerini görmek beni çok etkiliyordu. “Ben de gezmek istiyorum”, diye düşündüm. Fotoğraf tutkum olduğunu bilen yakınlarım bu konuda beni destekledi. Daha sonra kendimi Türkiye’de buldum. Hollanda’ya geri döndüğümde fotoğrafçılıkla ilgili eğitim aldım. Kariyerime fotoğrafçı olarak devam etmeye başladım. Birkaç ülkede seyahat ettikten sonra 1999 yılında İstanbul’a yerleştim. Gezi programı alanında pek çok TV programı ile çalışmaya devam ediyorum. 2. Kariyerinize aşçılıkile başladığınızı biliyoruz, sizi aşçılığa yönlendiren sebep neydi? Hep veteriner olmak istiyordum. Çocukluk dönemim çok hareketli geçti. Manav olarak çalıştım, kasap olarak çalıştım, bahçıvan olarak çalıştım, at bindim… Babam beni çok destekledi. Neden o farklı işleri yaptım, bilmiyorum. 🙂 Aşçılık mesleği aslında babamdan geliyor. Çünkü babam aşçı. Şef Aşçı olarak en iyi otellerde çalıştı. Özel günlerde yanımda olmasa da onun eksikliğini hiç hissetmedim. Yemek bizim için her zaman çok önemliydi. Tatil için Fransa’ya, Yugoslavya’ya, İtalya’ya gidiyorduk. Nereye gidersek gidelim, babam farklı lezzetleri keşfetme peşinde ilerliyordu. Mutlaka orada yöresel bir şey bulmak istiyordu. Mesela, Normandiya’da (Fransa) biz plajda yatarken, deniz geri çekildiğinde, babam elinde poşetle kum midyesi topluyordu.O akşam makarna yapıp, yanında kum midye yiyorduk. Patates zamanında, makineler ile patatesler toplanıyordu. Ama toprağın altında da onlarca patates kalıyordu. Babam da dedemle birlikte ikinci sıra olarak elle topluyordu. Bundan keyif alıyordu. Okulumu bitirdim, tatil için bir iş bulmak gerekiyordu. Bir restoran buldum, orada çalışmaya başladım. Bu işten ne kadar keyif aldığımı fark ettim. Kısaca babam sayesinde aşçılığa yöneldim, diyebilirim. 3. Fotoğraf tutkunuz nereden geliyor? Aşçılık yaptığım dönemde, fotoğraf makinemle her şeyi çekiyordum. Çalışırken bir süre sonra, moralimin sürekli düşük olduğunu fark ettim. Arkadaşlarla yediğimiz bir akşam yemeğinde, “Ben artık aşçılıktan sıkıldım, başka bir şey bulmam gerekiyor. Ne yapabilirim, ben bilmiyorum”, diye içimi döktüm. Bir arkadaşım da bana, “Wilco, her zaman yanında bir kamera var. Neden fotoğrafçı olmuyorsun?”, dedi.  Bu düşünce bana çok mantıklı geldi. Çünkü söyledikleri doğruydu. Bir süre sonra fotoğrafçılık alanında eğitim aldım. Aşçılığı bırakıp, fotoğrafçı oldum. Düğün fotoğrafçısı olarak çalışmaya başladım. Bu iş de benim için çok iyi bir eğitim oldu. 4. Türkiye maceranız nasıl başladı? Mezun olduktan sonra 1987 senesinde bir otelde çalışırken, orada bulaşıkçı bir Türk arkadaşım vardı. Sürekli bana Türkiye’den söz ediyordu, ülkesini gerçekten çok seviyordu. Bana da sürekli Türkiye’yi mutlaka görmem gerektiği konusunda ısrarcıydı. İstanbul’a ilk kez o arkadaşım sayesinde geldim. Gelir gelmez de büyülendim, diyebilirim. 🙂 1998-1999 yıllarında, Türkiye’ye yerleşmeye karar verdim. Oldukça heyecanlıydım. 5. Gezip gördüğünüz yerler arasında sizi en çok etkileyen yer neresidir? İki çok değişik şey hatırlıyorum:Birincisi: Sarı Keçililer’in hayatı. Onlar her sene Mersin’den Konya’ya geziyorlar. Keçiler ve koyunlar birlikte yüzlerce kilometre yol yapıyorlar. O Yörüklerin hayatı o kadar farklı ki… Ben kendimi ilk defa orada gerçek bir yabancı gibi hissettim. Maalesef her sene o grup küçülüyor. Belki 10 sene sonra Sarı Keçiler kalmayacak ve bu Türkiye için büyük bir kayıp olacak. İkincisi: Nemrut dağı; o zaman insanlar oradaki taşları nasıl getirdiler? Bu bir mucize. Kocaman ve inanılmaz yüksek bir dağın üstünde o heykelleri yapmak ya da oraya getirmek bambaşka bir şey. Ama Türkiye’de o kadar muhteşem ve özel yerler var ki… İstersen rahat 20 yer daha örnek olarak verebilirim! 6. Evde yemek yapmayı seviyor musunuz? Ne tür yemekleri yapmayı tercih ediyorsunuz? Evde yemek yapıyorum, yapmayı çok seviyorum. Ben mutfağı bir laboratuvar olarak görüyorum. Fakat “Bir Türk yemeği ya da Hollanda yemeği yapıyorum”, diye bir şey söyleyemem. Çünkü yemeklerim genellikle doğaçlama oluyor. 7. Türkiye’de gastronomi alanındaki gelişimden bize bahsedebilir misiniz? Türk mutfağında en çok hangi yemekleri seviyorsunuz? Gastronomi alanında önemli gelişmeler yaşanması aslında çok zaman isteyen bir durum. Gaziantep mutfağı, artık UNESCO’ya girmeyi başardı. Türkiye’deki en büyük problem, kendini iyi derecede pazarlayamıyor olmasıdır, diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin eksikten çok fazlası var. Çok muhteşem bir mutfak kültürüne sahip. Belki yemeklere biraz daha farklı lezzetler katılması lazım. Ben mesela çilek çorbası yaptım, kuru yemişlerle mantı hazırladım. Çok sevildi, denenebilir. Türkiye, elinde bulunan lezzetlerle oluşturduğu tarifler sayesinde, dünyada gastronomi alanında önemli bir yere sahip olabilir. Osmanlı Dönemi’nde ülkenin toprakları çok genişti; böylece dünya kültürlerinden pek çok yemek, mutfakta yer alıyordu. Türkiye’de de mikro olarak bir dünya mutfağı olduğunu söyleyebiliriz. Ayırt edemiyorum, Türkiye’nin yöresel yemekleri, et yemekleri hepsi bir harika. 8. Birçok kişinin hayal ettiği, yaşamak istediği bir işi yapıyorsunuz, peki gerçekten göründüğü kadar eğlenceli mi? İşinizin zorlukları nedir? Bu iş herkes için kesinlikle uygun bir iş değil. Rahat olmak gerekiyor. Çünkü gerektiğinde birçok insanla aynı tabaktan yemek yemek zorunda kalıyorsunuz. Bu önemli bir nokta. Önyargısız olmak da gerekiyor. İş kolay bir iş değil. Bir haber kameramanı, haberini yapıyor, çekiyor resimlerini stüdyoya gidiyor. Ancak bir belgesel kameramanı, yol kaybedebiliyor, kışın kar, yağmur başlıyor. Ama ben mesleğimi çok seviyorum. 9. Sağlığımız için nasıl beslenmemiz gerektiği konusunda önerileriniz var mı? Bir ailede çalışan birey sayısı günümüzde arttı. Bu yüzden, insanlar eve geldikten sonra yemek yapmak zorunda kalıyor. Aslında kötü bir durum. Çünkü aperatif yiyecekler ve makarna tüketimi arttığı için obezite ve sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Yine de her şey insanın kendi elinde. Çünkü her gün tereyağı, ekmek, şeker tüketiyoruz. Bunların yeteri kadarını vücuda kazandırmalıyız. Tamamen yememek de doğru olmaz. Biz vücudumuza yasaklasak da vücut zaten kendisi şeker, tuz ve unu bir şekilde dışarıdan almaya ihtiyaç duyuyor. Doğru ve yeterli tüketim bunu dengeleyecektir. İyi tarım olması gerektiğini düşünüyorum. Organik tarım belki zor olur. Ama iyi tarım için kullanılacak doğal ilaçlar ve doğal gübre araştırılmalıdır. Her gün et ya da tavuk ya da sebze tüketmek olmuyor. Yemeklerde pirinç, buğday da kullanıyoruz. Bunlar yerine kepekli pirinç ve son dönemlerin trendleri arasında yer alan frig pirinci tercih edilebilir. Özellikle zeytinyağı… Türkiye’de muhteşem bir zeytinyağı var. Her türlü yemeklerde kullanılabilir. Zeytin ve peynir çeşitleri de yine aynı şekilde, hem cilt hem de vücut sağlığı için çok önemli. 10. Bir anlamda kariyerinizde yaptığınız farklı işlerin bir birleşimi: Wilco’nun Karavanı. Bundan bahsedebilir misiniz? Wilco’nun Karavanı başladıktan sonra, kendimi muhteşem hissettim. Çünkü nereye gitmek istiyorsam gidiyordum. Karavanda kaldığım da oluyordu. Bazen kameraman ve ben iki kişi olarak yola çıktık, çok keyifliydi. Genel olarak bir program 3 gün sürüyordu. Özellikle kış döneminde çok zorlandık. Bir gün sarayda dolaşıp, ertesi gün çamur içinde keşif yapıyoruz. Gittiğimiz yerlerde bazen otel olmuyordu. 11. Sizce bir restoranda yemeklerin görselleriile miyoksa lezzetleriile mi ön planda olması önemlidir? Bir restorana gittiğiniz zaman, yemek galerisi olduğunu görüyorsanız, orada bir yemek sanatı uygulanmış diyebilirsiniz. Bazı restoranlar sanat eseri gibidir. Her yerinde farklı detaylar, mobilyalar ve aksesuarlar yer alır. Yemek tabağının üzerinde küçük süslemeler, tasarımlar hazırlanır. Evet bu bir sanat ama yemekleri görülen kadar bazen lezzetli değildir. Restoranların isimlerinin yanlış konulduğunu düşünüyorum. “Yemek Restoranı” değil, “Yemek Galerisi” demek daha uygun. Bir restoranda bence karnınızı doyurmak çok önemlidir. Yemek lezzetliyse, restoran müşteri kazanabilir. 12. Yeni projeleriniz var mı? Gönül Dağı isimli bir program var. Her programda farklı bir şoförün yanında oturup, yolculuk yapıyorum. Yol boyunca, şoförlüğün zorlukları, meslek hakkında bilgi, şoförün hayatı, hikayeleri gibi pek çok konu hakkına sohbetediyoruz. Çekimlerini yapıyoruz, muhtemelen Ramazan ayı içerisinde yayına başlayacak. Bekleyip, göreceğiz. 🙂 Bunun dışında İz TV’de “İki Göz Bir Şehir” ve “Wilco ile Yaşasın Yemek” programlarını da takip edebilirsiniz.  

ads
  • Yorumlar (0)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

comment *

  • adınız *

  • email *

  • website *

Bunları da kaçırmak istemezsiniz

Şef Le Squer Christain ile Lezzet Dünyasına Yolculuk

Siz de Le Squer Christain’ın başarı ve lezzet dolu serüvenini merak ediyor musunuz? Paris’in ...

Belçikalı Şef Alain Coumont’un Hikayesi

Günümüzde 19 farklı ülkede 146 şube ile hizmet veren Le Pain Quotidien. kafelerinin kurucusu olan ...

Yemeklere Zengin Lezzet Katan Daniel Humm

Eleven Madison Park’ın sahibi ve aynı zamanda dünyaca ünlü bir şef olan Daniel Humm, ...

Sağlıklı Beslenme

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü ile son haftamızda yaptığımız röportajda; inek sütünün faydaları ve ...

Şef Deniz Ahmet Köse İle Keyifli Sohbet

Mutfak kültürüne tutku ile bağlı olan Şef Deniz Ahmet Köse, gastronomi ve mutfak sanatları ...

Yılın Annesi: Zuhal Mansfield

Anneler Günü’nün nasıl kutlanmaya başlandığını merak ettiniz mi? İşte Anneler Günü’nün tarihsel süreci… Evladını her ...