Yüksel Aksu ile Sinema ve Yemek

1993 senesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nden mezun olan Yüksel Aksu, belgesel, kısa film ve televizyon dizilerinde yönetmenlik yaptı. 2006 senesinde, yönetmen, yapımcı ve aynı zamanda senarist olarak hazırladığı “Dondurmam Gaymak” filmi ile hem Türkiye’de hem de dünya çapında büyük ödüller kazandı. Şimdiye kadar, 3 belgesel, 1 kısa film, 3 uzun metrajlı film, 7 dizi film hazırlayan Aksu, aynı zamanda pek çok dalda da ödül sahibi olmuştur.  1. Filmleriniz herkes tarafından çok seviliyor. Kendinizi en başarılı bulduğunuz uzun metrajlı filminiz hangisi? Üçü de benim filmim çok kıyaslama yapamıyorum. Her filmimde farklı bir şeyler denemeye çalışıyorum ve traji-komik öğeler barındıran karakterleri beyazperdeye taşıyorum. Her biri özgün hikayesi olan tür ve dramatik kurgu açısından da  farklılıklar barındıran filmler olsa da, filmlerimin birbirlerini tamamlayan  benzer yönleri de var. Aynı bölgede, aynı yöre insanını anlatıyorum sonuçta.Ama profesyonel gözle bakarsam İftarlık Gazoz’u olgunluk filmim olarak görüyorum. Film gerek görsel, gerek lojistik anlamda diğer filmlerimden daha zengin ve anlamlı. Sinematografik açıdan baktığımda da daha doyurucu geliyor. Diğer iki filmime haksızlık etmeden dikkatlice söyleyebilirim, çok kıymetli bir inanç filmidir İftarlık Gazoz.  2. Usta çırak ilişkisinin hayatınıza olumlu etkileri neler oldu? Çocukluğumda okuldan sonra Dondurmacı Ali’nin (Dondurmam Gaymak’ta bahsi geçen benim hakiki ustamdır.) yanına çırak girmiştim. İlk orada öğrendim çırak ilişkisini, ustanın baba yarısı olduğunu. Kızması da sevgisi de başkadır, ustadır. Hep öğretir. Çok zaman sonra anlarsınız tabii öğrettiklerinin kıymetini. Yıllar geçip sinema sektörüne atıldığımda da Yusuf Kurçenli Ustamdan çok şey öğrendim. Böyledir bu. Ne yaparsanız yapın usta – çırak ilişkisi hayatınıza hep olumlu şeyler bırakır. Benimkiler güzel anılardı, ben de filmini yaptım.. Bir anlamda usta – çırak ilişkisini anlatan “İftarlık Gazoz”u  da Yusuf Kurçenli’ye, yani kendi ustama adadım.   3. Çocukluğunuzda, dondurmacı çıraklığı yaptığınız dönemlere ve geçmişten edindiğiniz tecrübelere baktığımız zaman, doğal dondurma yapmanın sırlarından bize bahsedebilir misiniz? Sırrı basit. Süt, salep ve şekerden oluşan ana malzemenin içine taze meyveleri koyacaksınız. Katkı maddesi olmadan hakiki dondurma… Vakit bulduğunuzda Ula’da Dondurmacı Ali’nin dükkanında afiyetle yiyebilirsiniz. Ben bile Ula’ya gittiğimde Dondurmacı Ali’nin dükkanına girer dondurma yaparım. Uğramadan olmaz.  4. Filmlerinizi kendi yörenizde ve yörenizin insanları ile çekiyorsunuz. Özünüze karşı bir bağlılığınız var. Şehir yaşamında, yöresel tatlardan en çok hangilerini özlüyorsunuz? Yeme içme anlamında soruyorsanız en çok ot yemeklerini özlüyorum: Bizim bölgenin endemik mantarlarından kuzu göbeği. Bir de topluca yenilen ve saatlerce süren şölen tadındaki  rakı sofralarını… Ve hiç bir şeye hizmet etmeyen,  bitmek nedir bilmeyen  manasız muhabbetlerini unutmamalı…  5. Hem Dondurmam Gaymak hem de İftarlık Gazoz filmlerinde ana karakterler sokak satıcılığı yapıyor. Sokak yemeği kültürü üzerine ne düşünüyorsunuz? Bence en kıymetli, en karnavalesk, en şenlikli kültürdür. Tartışmasız, her zaman en lezzetli olan onlardır. Çünkü sadece malına güvenirler. Mutlaka bitirmek zorundadırlar. Büyük ölçekli pişirmedikleri için lezzetleri garantidir. Onları çok sinematografik buluyorum ki ; üç tane filmimin ikisi sokak satıcısı. Benim ruhumun derinlerinden gelen yörüklük ruhu. Herhâlde seyyar olana karşı zaafım var. Seyyar satıcılığın ruhunda özgürlük tutkusu yatar. Her günün başlangıcı, hayatla bir düello başlangıcı gibidir. Sürprizlere gebe, şaşırtıcı, sürekli yeni insanlar, yeni mekanlar…  Bir kere mesleği ile adrenalinli ve kumar ruhuyla kurduğu yüksek tempolu bir aşk ilişkisi vardır. Her sabah yepyeni risk ve sürprizlere uyanır.  6. Sinemada olduğunuz kadar mutfakta da başarılı mısınız? Tabii. Kendi yemeğimi kendim pişiririm. Her sebzeyi mevsiminde yerim. Taze soğan, taze sarımsak soframdan eksik olmaz. Bize sarımsakçılar da denir… Çünkü sarımsağımız dünyaca ünlüdür. İtalyanlar işgalden sonra 1953 yılına kadar sarımsak gönderilme şartıyla bölgemizden ayrılmıştır! Ulalıların zeki olması, Muğlalılar tarafından sarımsağa bağlanır. Beyaz börülce en lezzetlisidir ve Ula’da bol yetişir. Yazın bol sarmısaklı yahnisini yaparım sık sık… Börülce yahnisinin yanına “Böber” dedikleri biber közlemesi muhakkak yapılır. İşin yeme sırrı da budur. Böber közlemesiz bu yemek olmaz! Yani gırgır bir yana  işin özü bir gurme kadar yemeklere tarihçesine ve lezzetine hakimim diyebilirim. Ortalama bir restoranı idare edebilirim. 7. Zengin bir mutfak kültürüne sahip bir ülkeyiz. Peki, size göre bu zenginliği sinemada ne şekilde kullanabiliriz? Evrensellik kadar yerlilik ve yerelliğe de önem verir isek olabilir. ‘Yerel’ciliğe  saplanmadan; ‘yerellik’, ‘yerli’cilik milliyetçilik saplantısına düşmeden ‘yerli’ ‘milli’ ‘bölgesel’ ve ‘evrensel’ olabilirsen birçok rengimizi sinemaya yansıtarak dünyada markalaşmış bir Türkiye sineması yaratabiliriz diye düşünüyorum… Yeme içmenin bir coğrafyası olduğu gibi sinemanın da hatta genel anlamda sanatın da olmalı diye düşünenlerdenim. Son filmimde tarladaki Ramazan sofrasını hatırlarsınız yanyana uzunca dizilmiş ve gaz lambalarıyla aydınlatılmıştı. Ben bu görüntüyü özellikle kullanmak istedim. Çünkü bizde sofra kültürü sadece lezzetli yemeklerle ilgili değildir; birlik beraberlik anlatır, sosyal statü anlatır. Fakirliğin bile derecesini sofradaki bir kelle soğandan anlayabilirsiniz. Bu tarz renkler sinemada bir görsel şölene dönüşür. 8. Türk mutfağı için ekmek çok önemli bir yer tutuyor. Keza ekmeksiz karnını doyuramayan bir milletiz. Peki, size göre; sinemanın mutfağında ekmeğe karşılık gelen şey nedir? Yerlilik, kendine özgülük… Sadece sofradaki bir dilim ekmekten bile insanın ulusu, tarihi, coğrafyası, sınıfsal durumu, sosyokültürel yapısını ayırt edebilirsiniz. Bizim filmlerimizde sesini kısıp jeneriğini kaldırdığınız zaman, “Olay Türkiye’de geçiyor,” dedirttiğiniz zaman, işte o sinemanın bize özgü ekmeği oluyor. Daha da somut bir şey sorarsanız sofradaki ekmeğin karşılığı bence; sinemada  ‘mekan’… Röportaj: Mutfak Gurmesi Editörü Ozan Erdoğan  

ads
  • Yorumlar (0)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

comment *

  • adınız *

  • email *

  • website *

Bunları da kaçırmak istemezsiniz

Somon Yapılışının İncelikleri

Türkiye’nin en sevilen şeflerinden olan Deniz Ahmet Köse ile somon yapılışının incelikleri ve sırrı ...

Doğal ve Sağlıklı Yaşam

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü ile bu hafta doğal ortamda beslenen hayvanların tüketilmesi ve ...

Sağlıklı Beslenme

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü ile son haftamızda yaptığımız röportajda; inek sütünün faydaları ve ...

Çini Sanatının Tarihçesi

Geleneksel motiflerle süslenen bir sanat türü olan çininin tarihi, Orta Asya Türklerine dayanıyor. Günümüzde ...

En İyi Yemek Fotoğrafçıları

Malzemelerin kimyasını tutturmak, farklı lezzetler yaratmak ve onları sunuma hazırlamak kadar, fotoğraflamak da bir ...

Bir Damla Su

“Enerji ya da düşüncelerimiz suyun yapısını değiştirebilir.” “Bir Damla Su” kitabının yazarı olan ve aynı ...