Bir Damla Su

“Enerji ya da düşüncelerimiz suyun yapısını değiştirebilir.” “Bir Damla Su” kitabının yazarı olan ve aynı zamanda kendisini su hakkındaki çalışmalara adayan Ali Polat ile röportaj yaptık. Yaşa göre su tüketimi, hamilelik döneminde su ve maden suyu ile ilgili merak ettiğiniz tüm konuları yazımızda bulabilirsiniz. UNESCO tarafından “Barış Elçisi” olarak seçilen Masaru Emoto’nun su hakkındaki keşifleri de sizi etkileyebilir.1944 senesinde, Azerbaycan’da bulunan Vahapzade’ler ailesinin bir ferdi olarak dünyaya gelen Ali Polat, kendi ayakları üzerinde durmaya küçük yaşlarda başladı. Ziraat Mühendisi olan Polat, tam 50 yıllık ticari yaşantısının dışında, hayatını araştırmaya, okumaya ve toplum için faydalı işler yapmaya adadı. Ürettiği bütün eserlerini topluma ücretsiz olarak dağıtan Polat, bildiklerini herkesle paylaşmak için hiç usanmadan çalıştı. 1. “Bir Damla Su” kitabını yazmaya ne zaman karar verdiniz?1970’li, yıllarda Ziraat Mühendisliği son sınıfta öğrenci iken “Su ve Sulama” dersinden iki sene geçer not alamamıştım. Su hakkında hazırladığım kitaplarla, insanlara bir damla daha fazla su içirebilirsem, amacıma ulaşmış olacağım ve kendimi toplumdan geçer not almış gibi hissedeceğim. Kitapta, ilk olarak bu sözlere yer verdik. Zaten dünya da bunun üzerine kuruludur: ‘’Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları. Yani üstünlük bugün karıncadaysa yarın balığa geçebiliyor ya da tam tersi. Karınca ya da balık olmanın sağladığı üstünlüğe sevinmek kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımıyor, çünkü kimin kimi yiyeceğini gerçekte suyun hareketi belirliyor. ‘’                                                                                                                                                                    Afrika Sözü 2. İnsanlarda su tüketimi nasıl olmalıdır? Yaşa, vücuda göre farklılık gösterdiği biliniyor. Bize bundan bahsedebilir misiniz?Bunun hesaplanması için genelde iki pratik yöntem bulunmaktadır. Birincisinde, vücudunuz için gerekli su miktarı ağırlığınızla doğru orantılı olduğundan, basit bir hesaplamayla vücut ağırlığınızı 32 gram ile çarpabilirsiniz. İkincisinde ise günlük olarak alınan her bin kalori için 1 litre hesabıyla, eğer günde 2.500-3.000 kalori alıyorsanız, buna karşılık ortalama 2-3 litre su içmeniz gerektiği sonucunu çıkarabilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta alkol, kahve ve meşrubatların bu kapsamda değerlendirilmemesidir. Bu içeceklerden tükettiğiniz her bir bardak karşılığında, bir bardak da su içmelisiniz. Böylece bu tür içeceklerin neden oldukları susuzluğun etkisini azaltabilirsiniz. Eğer ekmek, kraker gibi kuru gıdalar yiyorsanız, sıcak bir iklimde yaşıyorsanız, yoğun egzersiz yapıyor ve sauna ya da buhar banyosuna giriyorsanız çok daha fazla su içmelisiniz. Günde 8-10 kez idrara çıkmak ideal miktarda su içtiğinizin göstergesidir. Bu miktar dokularımız için gerekli su ihtiyacının karşılandığını, vücuttan dışkıların atılmasında böbreklerimizin ve mesanemizin suyla yeterli derecede desteklendiğini gösterir. 3. Vücut içerisinde bulunan suyun miktarını algılayan sistemler mevcuttur. Bu sistemlerin bozulması durumunda susadığımızı hissedemediğimizde, vücutta meydana gelebilecek problemler nelerdir?Kısaca; vücudumuzda su azaldığında ne oluru oranlar ile vermek gerekirse aşağıdaki gibi ciddi sonuçlara yol açacaktır. Susama, ağız kuruluğu, derinin kızarması, yorgunluk, baş ağrısı, fiziksel performansta azalma, vücut sıcaklığı, nefes hızı ve nabız artışında artma, baş dönmesi, halsizliğin artması, nefes almadan zorluk, kas spazmı, dilin şişmesi, sayıklama, uyanıklık, kan akımında bozulma, böbrek fonksiyonlarında kayıp, yaşam kaybı. 4. Hamilelikte suyun öneminden bahsedebilir misiniz?Bebeğin su ihtiyacı annenin içtiği suyla karşılanır. Gebelik süresince, anne ortalama 12,5 kg. ağırlık kazanır. Bu ağırlığın yaklaşık 6-8 kilogramı sudan oluşur. Bu suyun neredeyse yarısı kadarı plasenta, amniotik sıvı ve bebekte depo edilmiştir. Gebelikle birlikte damarlarda akan kanın hacmi tahminen % 10 artar. Kalbin atış hızı ve toplam beden suyunun miktarı da yükselir. Susama eşiği düşer ve susama duygusu daha erken gelişir. Bu da anne adayının daha çok su içmesini sağlar.Suyun anne adayları için taşıdığı önem, bebeğin içinde bulunduğu sıvı için de geçerliliğini korumaktadır. Bebek ana rahminde, mekanik şoklara karşı engel oluşturan, 37 derecelik ısı sağlayan ve enfeksiyonlardan koruyan su çözeltisi (amniotik sıvı) içinde yaşar. Araştırma verilerine göre annenin içtiği su, amniotik sıvıyı etkilemektedir. Amniotik sıvısı yetersiz olan kadınlara iki saat içinde iki litre su verildiğinde amniotik sıvıdaki yetersizliğin düzeldiği görülmüştür. Amniotik sıvı yetersizliği olmayan kadınlarda da içilen suyun sıvıyı artırdığı gözlenmiştir. Deneysel çalışmalarda annenin susuz kalmasının bebeğin de susuz kalmasına neden olduğu belirlenmiştir. 5. Maden suyu ve bizim kullandığımız içme suyu arasındaki farklar nelerdir? Maden suyu nasıl oluşmaktadır?Maden suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. İçtiğimiz sular bulunduğu coğrafyaya göre bir miktar mineral barındırabilir ama bu maden suyuna oranla oldukça azdır. 6. “Cansız Su” terimi sıklıkla karşımıza çıkıyor. Su canlılığını yitirir mi? Tabii ki yitirir. Suyun canlı su olabilmesi için altı kriter vardır: 

  • Temiz, enerji dolu olmalıdır.
  • Oksijen yönünden ve mineral açısından zengin olmalıdır.
  • PH seviyesi vücuttaki akışkanlar ile denge içerisinde olmalıdır.
  • Moleküler yapısı küçük ve altıgen kümeler halinde olmalıdır.

Altıgen su molekülü, birbirinden ayrı altı H2O molekülünün uyumlu bir biçimde, daireye benzer şekilde oluşturduğu özel bir düzendir. Araştırmalar, altıgen su moleküllerinin biyolojik organizmalar arasında çok daha kolay hareket ettiğini göstermektedir. Altıgen su, besinsel emilimi artırır ve metabolik atığın atılmasını destekler. Altıgen yapıyla birlikte suyun küme boyutları da küçülür. Bu, molekül ünitelerinin daha küçük boyutta oluşundan ve hücresel yapıya daha kolaylıkla girip çıkabilmelerinden kaynaklanmaktadır. Altıgen yapının hücresel iletişimi artırdığı da tahmin edilmektedir. Bilim insanları, sağlıklı bireylerin hücrelerinde altıgen yapıda su bulunduğunu, sağlıksız bireylerin hasta ve anormal hücrelerinde ise altıgen yapıdaki suya rastlanmadığını gözlemlemişlerdir. 7. UNESCO tarafından “Barış Elçisi” olarak seçilen Masaru Emoto ile yolunuz ne zaman kesişti? Emoto’nun su alanında yapmış olduğu çalışmalardan biraz bahsedebilir misiniz? Su üzerine yaptığımız AR-Ge çalışmalarından dolayı zaten çalışmalarını takip ediyorduk. 2009 yılında 5.Dünya Su Forumu’nda kendisi ile de tanıştık. Ortak görüşümüz olan “Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direkt bağlantılıdır.” görüşünden yola çıkarak, “Suyu vücudumuza nasıl daha yararlı hale getirebiliriz?” konusunda fikir alışverişinde bulunduk. Unutmayalım ki; insan bedeninin yaklaşık % 70’i sudan oluşmaktadır. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. 8. Dr. Masaru Emoto, donmuş sudaki kristallere, belirli düşüncelerin yoğun bir şekilde gönderildiğinde yapılarında değişiklik meydana geldiğini keşfetmiştir. Gerçekten titreşimsel enerji ya da düşünceler, suyun yapısını değiştirebilir mi?Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır. Su son derece uyumlu bir maddedir. Yaşam frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, iç içe geçmesi, aşağı, yukarı, sağa, sola ya da zıt yönlere dalgalanmasıyla şekillenen bir enerji dansıdır. 9. Dünya üzerinde bulunan su kaynaklarının giderek azaldığını biliyoruz. Sizce su kaynaklarını daha doğru kullanmak adına yapılabilecek projeler neler olabilir?Suyun geri kazanımı konusu hakkında, son yıllarda oldukça başarılı çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin gri su arıtımı,  yağmur suyu toplama üniteleri, atık suların tekrar geri dönüşümü… Bu çalışmaları bizler de Türkiye’de başarı ile uygulamaktayız. Tabii ki en önemlisi kirletmemektir. Bir litre atık su, sekiz litre tatlı suyu kirletir. Yeryüzündeki kirletilmiş su miktarı 12.000 kilometreküptür ve bu miktar dünyanın en büyük on nehrinde bulunan tatlı su miktarından daha fazladır. 10. Geçmişte yapmış olduğunuz çalışmaları bize biraz anlatabilir misiniz? “Mobil Su Arıtım Ünitesi”, sizin firmanız tarafından Türkiye’de bir ilk olarak tarihe geçmiştir. Sizce Türkiye’de bulunan arıtma tesislerinde maliyeti düşürmek ve performansı arttırmak için neler yapılabilir?1986 yılında kurmuş olduğum Hazar Arıtma Firması, su arıtması alanındaki projemizdir. Hazar Su Arıtma Sistemleri’nin yoğun bir araştırma ve çalışma süreci sonucunda geliştirdiği Mobil Su Arıtım Ünitesi ise, bünyesinde kuyu suyu, artezyen suyu, dere suyu, göl suyu, deniz suyu, vb. gibi birçok farklı kaynaktan olan ve farklı problemlere sahip suların hepsinin arıtımını yapabilecek üstün teknolojiye sahip olmasıdır. Arıtma tesisi tasarımlarını ve kullanılacak ekipmanların seçimini mühendisler yapmalıdır. Tesislerin optimizasyonu konusunda çalışmalar yapılmalı, periyodik bakım anlaşmaları ile tesisler işin uzmanları tarafından sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Ali Polatı’ın kitaplarını linkden bulabilirsiniz:  http://www.alipolat.net/kitaplarim.asp 

ads
  • Yorumlar (0)

Your email address will not be published. Required fields are marked *

comment *

  • adınız *

  • email *

  • website *

Bunları da kaçırmak istemezsiniz

Lizbon’un En İyi Şefi Jose Avillez

1979 doğumlu Jose Avillez, Portekiz’in en ünlü şeflerinden bir tanesidir. Girişimci ruhu ve istekleri ...

Beslenme Hakkında Herşey

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Görgülü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp fakültesi hastalıkların tespitinin yanı sıra ...

İşine Tutkuyla Bağlı Şef: İzem Armağan / “Blondiecheff”

1991 yılında doğan İzem Armağan, ilk eğitimini Avusturya’da Viyana Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı ...

İtalyan Lezzetleri ile Eataly

Kaliteli İtalyan lezzetlerini, bizlerle paylaşan Eataly, peynirden risottoya, taze etlerden makarnalara, hamur işlerine kadar ...

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ile “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü”

Dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar toprağa bağımlıdır. Gelecek, çiftçilerin bereketli elleri ile korunduğu için, ...

Dünyaca Ünlü Şef Alain Ducasse’in Lezzetleri

Fransa’nın en ünlü şeflerinden olan Alain Ducasse’a ait olan Le Louis XV, 19 Michelin yıldızına ...